Skip links

Tahmin Ettiğinizden Çok Daha Benzer: Covid 19 ve İklim Değişikliği

2020 yılında dünyayı temelden sarsan ve değişime zorlayan birçok gelişme yaşandı. Tabi ki bunların en önemlisi kimse tarafından öngörülemeyen ve etkisinin ciddi anlamda küresel olduğu Covid 19 kriziydi. Dünya bundan önce birçok epidemik ya da pandemik kriz ile karşılaşmış, ekonomik buhranlar ve savaşlar atlatmış olsa da belki de dünyadaki her ülkeyi doğrudan etkileyen bu denli bir kriz ile ilk kez karşılaşıyoruz. Her ülkeyi doğrudan etkileyen tamlamasını biraz daha somutlaştırmak gerekirse, 2007–2008 ekonomik krizi doğrudan Amerika ve Avrupa Birliği’ni doğrudan sarsa da diğer ülkeler şiddeti ekonomik olgunluklarına göre değişse de dolaylı bir şekilde etkilendi. Covid 19 ise neredeyse dünyada yaşayan her insanın kapısının önüne bir tehdit olarak kuruldu.

Ancak, Covid 19 kendi başına altından kalkılması zor bir krizken bizi yeni sorular sormaya da yönlendiriyor. Bu sorulardan biri de Dünya’da Covid 19 gibi tüm ülkeleri doğrudan etkileyecek, daha da kötüsü şimdi aksiyon almazsak anlık tedavi ya da aşı ile kurtulamayacağımız başka bir kriz mümkün mü? Cevap basit, evet mümkün. İklim krizi, buna bağlı gıda krizi ya da yaşanacak sosyal krizler her ne kadar günümüzde bazılarının ilgisini çekecek kadar ekonomik, fiziksel ya da sosyal etkisini hissettirmedi ise de bilim insanları ve uzmanların sürekli uyardığı 1,5 derece hedefi gerçekleştirilmezse ya da bugünün ekonomik çıkarları daha üstün geldiği için Paris İklim Anlaşması kapsamında ülkeler arası aksiyon alınmazsa bugün Covid 19 sonrası yaşanan krizden çok daha büyük çevresel, sosyal ve ekonomik kriz yaşamamız mümkün. Ancak şansımız şu ki iklim krizini öngörüyoruz ve hala aksiyon alma şansımız var.

Bugün olduğumuz noktaya bakacak olursak şimdilik bu şansı çok da iyi kullandığımız söylenemez. İklim değişikliği ve küresel ısınma krizi maalesef bazı siyasi liderler, iş dünyasının patronları ya da etrafımızdaki insanlar için kapılarının önünde olan bir tehdit değil. Bu da net kararlar alıp aksiyon almayı geciktiriyor. Tıpkı Covid 19’un Wuhan’da çıktığı ilk günlerde olduğu gibi. Uzaklarda insanların hayatını temelden sarsan bir virüsün varlığı bizler için büyük bir tehdit değildi ancak virüs ne zaman ki kendi şehrimizde kendi mahallemizde ortaya çıktı kendi can sağlığımız için özgürlüklerimize katı kısıtlamalar getirmeyi kabul ettik.

Pandeminin ilk günlerinde önlem alma ve kararlı politikalar uygulanmasında da konusunda da geç kaldığımız zamanlar oldu. Ağustos ayında ABD’de yapılan bir araştırmaya göre eğer ABD’de sosyal mesafe önlemleri bir hafta daha erken alınsaydı Mart ortası ve Mayıs başındaki ölümler %55 oranında azaltılabilirdi. İklim krizi kapsamında etkili politikalar ve önlemler almaya bir an önce başlamazsak hem ekonomik hem sosyal hem de çevresel anlamda tehdit bundan çok daha büyük. Bu etkiler başka bir yazının konunun olacak kadar büyük olsa da ekonomik etkiye bir örnek vermek gerekirse, 2005 yılında yapılan bir meta analize göre eğer iklim değişikliği ile mücadele kapsamında alınacak net önlemler 2025 yılına kadar alınmazsa bu tarihten sonra bu önlemleri almanın maliyeti %37 daha yüksek olacak.

Bu karamsar tablonun üzerine biraz da olumlu gelişmelerden bahsetmek gerekli. Neyse ki Covid 19 sonrası ya iklim krizinin de ne kadar vurucu olabileceği konusunda endişelenenler sadece bilim insanları ya da uzmanlar değil. Yatırımcılardan tüketicilere, şirketlerden hükümetlere Dünya’nın birçok yerinde çevresel ve sosyal alanda aksiyon alınmasına dair mesajlar veriliyor, bazılarıysa daha da umut verici şekilde bu kapsamda aksiyon alınıyor. Paris Anlaşması’ndan ABD’yi çeken ve iklim değişikliği ile mücadele adına başkanlık döneminde hiçbir adım atmayan Trump yerine iklim krizi ile mücadeleyi kampanyasının bir parçası yapan Biden’ın başkan seçilmesi; Merkel’in iklim krizine ilişkin ABD ile ortak hareket etme mesajını vermesi ya da Covid 19 sonrası kurtarma paketlerinde hükümetlerin iklim krizine yönelik de önlem alma kararı bu kapsamda atılan önemli adımlar. Bunun dışında dünyanın her yerinden ESG (Environmental, Social and Governance) kapsamında yatırımcı ve müşteri taleplerine yönelik aksiyon haberleri geliyor. Asya’da Tayvan, Singapur, Güney Kore ülkelerde gibi ESG düşünce yapısı ile yaratılan ve iklim değişikliği ile mücadele kapsamında geliştirilen birçok ürün; stratejisini sadece bu alanlara yönlendiren şirket ve start uplar Dünyanın her yerinden yatırımcının ilgisini çekiyor ve müthiş bir olumlu dalgadan bahsetmek mümkün. Avustralya’dan gelen karbon nötr hareketi, Hindistan’daki ESG hareketi ve bunun gibi birçok örnek iklim krizinin etkilerinin önüne geçilmesi için bizlere umut veriyor. Bu çabaların hızlanarak artmasını ve tüm dünyaya etkili bir şekilde yayılmasını temenni ediyoruz.

Dünya’nın değişmeye çalışan bu yüzüyle çok daha güzel ve yaşanılabilir olacağına dair sizi ikna etmek ve bilgilendirmek adına zaman zaman teknik terimlere girerek, zaman zaman güncel olaylardan bahsederek; sizi sosyal medyada neden gerçekten üzücü orman yangınlarını, yaşam alanlarını kaybeden kutup ayılarını ya da güvensiz iş yerlerinde ucuza çalıştıran işçilerin hikayelerini paylaştığınıza dair biraz daha bilgilendirmeyi umuyorum. Albert Einstein’ın da dediği gibi

İnsanlık hayatta kalmak istiyorsa, büyük ölçüde yeni bir düşünce tarzına ihtiyacımız var.

Görsel Kaynak: WEF

Yorum Bırakın